Renesmee’nin Yaşı: Alacakaranlık’ın Büyüsüne Kapıldığım O An
Her genç yetişkinin, hatta belki yaş sınırı olmadan, Alacakaranlık serisini okuduğunda içine düşüp kaybolduğu bir dünya vardır. Bunu hissedenler bilir; bazen romanın gerçekliği, kendi gerçekliğimize daha yakın gibi gelir. Edward ve Bella’nın aşkı, Renesmee’nin varlığı, zamanın ne kadar hızlı geçtiği… Benim için Alacakaranlık sadece bir hikaye değil, hayatın ritmini, karmaşasını ve duygusal döngülerini anlamamda bana bir tür rehber olmuştu. Ama bir soru vardı: Renesmee kaç yaşındaydı?
Alacakaranlık’tan Çıkmak Zor
İlk Alacakaranlık kitabını okuduğumdan beri, bir yandan dünyadan koparılıp bir vampir kasabasının içine çekildiğimi hissetmiştim. O dünyada ölümsüzlük ve sonsuz bir aşk vardı. Fakat bir noktada, başlamakla bitirmek arasında bir fark olduğunu fark ettim. Bella, Edward ve Renesmee’nin dünyasında sonsuz olasılıklar vardı; ama gerçek hayatımda ise zaman, sabırla yavaşça ilerliyordu.
Kayseri’de, her şeyin biraz daha yavaş, daha durağan olduğu bu şehirde yaşarken, Alacakaranlık’la kurduğum bağ o kadar güçlüydü ki, kitaptan kopmam bir anlamda gerçekten zor olmuştu. Bazen, odamda pencereyi açıp dışarı bakarken, “Renesmee şu an kaç yaşında?” diye düşündüğüm olurdu. Kitapta Renesmee’nin yaşı, normalde insan gibi yaşarken hızla büyüyen bir çocuk olmasına rağmen, sürekli bir karmaşa içindeydi. Bu hızla büyüyen kız, her zaman içinde bir gizem taşıyordu. Büyüdükçe, ona olan ilgim de büyüdü.
Renesmee’nin Yaşı: Büyümenin Zorluğu
Hatırlıyorum da, bir gün kitapları karıştırırken bir alıntıya rastladım. Bella, Renesmee’nin yaşını ve ne kadar büyüdüğünü düşündüğünde, hala bir çocuğun masumiyetini taşısa da, aynı zamanda bir yetişkinin zihinsel olgunluğuna da sahipti. Renesmee’nin yaşı, tam olarak söylenemeyen bir şeydi. O kadar karmaşıktı ki, zamanın ondan hızlı geçtiğini düşünmek bile beni bir nebze korkutmuştu. Benim için, yaşın öyle basit bir sayı olmaktan çıktığı bir anı simgeliyordu.
Bir süre sonra, kendi hayatımda da yaşımın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim. 25 yaşımdaydım ve düşündüm, ben de o hızla büyüyen Renesmee gibi miydim? Kendimi sürekli yetişkin gibi hissetmeye çalışırken bir yandan da gençliğimi kaybetmemek için çabalarım boşuna mıydı? Renesmee’nin hızla büyüyen bir çocuğun ruhunu taşırken, ben de her geçen yılın hızlıca geçmesinin içinde kayboluyor muyum?
Zamanın Hızla Geçişi ve Geleceğe Bakmak
Bir sabah, Kayseri’nin o gri havasına bakarken, Renesmee’yi hatırladım. Kitaplarda, o hızla büyüyen çocuğun yaşı, benim yaşımın iki katı kadar bir hızla ilerliyordu. Peki ya benim yaşım? Benim yaşım da hızla geçiyordu, ama onun gibi belirli bir dönüm noktası yoktu. Alacakaranlık’ı okuduğum zamanlarda belki de gerçek anlamda anlamadığım bir şey vardı: Zamanın değeri. Renesmee’nin yaşının ne kadar önemli olduğunu hiç düşünmedim ama şimdilerde her geçen dakika, her geçen yıl daha fazla anlam taşıyor.
Zaman geçtikçe, insan daha fazla büyüdüğünü, daha fazla sorumluluk taşıdığını hissediyor. Oysa Renesmee’nin büyüme hızı, bir anlamda insana sonsuzluk duygusunu getiriyor. Gerçekten de, büyümek korkutucu bir şey mi? Yoksa bu sadece bir illüzyon muydu?
Renesmee’nin yaşı, bir bakıma zamanın ne kadar hızlı aktığını ve belki de geriye dönüşün ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Kitapta Renesmee, bir çocuğun yüzeysel saf bakışını taşısa da, bir yetişkinin karmaşık duygusal yapısını yansıtıyor. Bunu görünce, aslında her yaşın kendine özgü bir anlam taşıdığını düşündüm. Bu yüzden belki de Renesmee’nin yaşı, doğru soruyu sormak yerine yanlış bir yön gösteriyordu.
Renesmee’nin Yaşı: Gerçekten Büyüdü mü?
Bir noktada, Renesmee’nin yaşı ne olursa olsun, o içindeki o saf dünyayı kaybetmeden yaşamaya devam etti. Onun için yaşın bir önemi yoktu; büyüdükçe olgunlaşan, fakat bir o kadar da saf kalan bir ruha sahipti. Bir insanın yaşını hesaplamak, bazen sadece bir sayıdır. Renesmee, tıpkı bir gün ben gibi, gerçekliğin ötesine geçip sadece bir figür haline gelmişti.
Renesmee’nin yaşı, her geçen gün büyüyen bir dünya gibi, o da öyle bir hızla büyümüş ama gerçek dünyaya dair bir şey kaybetmemişti. Ama ya ben? Kendi yaşımda büyürken, bir noktada içimdeki saf olan neyi kaybetmişimdir? Belki de bu yüzden Renesmee’nin yaşını sorgularken, aslında kendi iç dünyamı keşfetmeye başlamıştım.
Sonuç: Yaş sadece bir sayı mı?
Alacakaranlık’ı okurken, Renesmee’nin yaşını ve büyümesini izlerken, o hızla ilerleyen zamanın kendi içimdeki yansımalarını görmek, aslında büyümenin ne kadar karmaşık bir süreç olduğunu fark ettirdi. Yaş sadece bir sayı mı? Yoksa ruhun geçirdiği dönüşüm mü daha önemli?
Renesmee’nin yaşı, zamanın nasıl geçmesi gerektiğiyle ilgili bana yeni bir perspektif sundu. Yaş ilerledikçe, insanın da kendi iç dünyasında ne kadar değiştiğini görmek gerekiyor. O yüzden, yaşla ilgili sorular sormak yerine, belki de yaşamın ne kadar anlamlı olduğunu sorgulamak gerekir.